23 Haziran 2019 Pazar


Niğde günlükleri 24/ 06/2019 ...(22)


Şimdi her yer terk edilmiş .
Dağların arasından sızan ve genzi yakan bir kokuyla dolu.
Burası uzaklığın ötesinde bir yer...
içimde akşam üstüne akşam oluyor.
Tartışmaya açıyorum içimi...
Gülüşleri bakışlarımı sarıyor susuyorum...
Ağır ağır savruluyor yollara savruk bir kent gibi...

15 Haziran 2019 Cumartesi


"Öldüğümde, bir sebep için yaşadığımı bilmek istiyorum..."
  Buralar epeyce sessiz, alışamıyorum .
İnsanın kavgası sürüyor diye alıp gidiyorum ayaklarımı.
Hangi çehre tanıdık böyle..?
İçimden öyle oluk oluk insan akarken ...
Bir insanı sevmekle başlayacak her şey ...

12 Haziran 2019 Çarşamba




  Niğde günlükleri (12/06/2019)

Sadece senin parmaklarından çıkan sigara dumanlarını anlamaya çalışırken kendi içinde ölen birine dönüşüyorum.
Eğer böyle yaşamı ,taşımayı kabullenebilirsem sahaflarda kitapların tozlarına değdiğinde parmaklarım, seni tanıyacağım...

10 Haziran 2019 Pazartesi



   Toplumsal olguların kabukları soyulduğunda ortaya çıkan insan benlikleri ne kadar aciz böyle Allahım...
Senden rahmet isterken görüyorum ..
Bu şehirden gitmemiş olmak girdaba sürüklüyor beni.
Bazen dalgın düşüncelerimi ve içime kaçan haykırışlarımı alıp kalabalıklardan kaçarak geliyorum.  Beni bu bu şehrin derbent mezarlığına sürükleyen şeyin ne olduğunu bilmiyorum ama kime kızsam oraya kaçıyorum. Elbet üzülüyorum ama şöyle başımı kaldırıp göğe bakmak isterken hevesim içimde yoruluyor.
Ne uçan kuş ne bulut sadece betonlaşmış insan yaşantıları...
Seni aramak istiyorum ben ,
putları kıran ibrahim gibi, musa gibi...
Aradığım bu betonlar değil.
Toprağa armağan edilen ülkemin bilinmeyen evlatlarına rahmet istiyorum.
Ne güzel bir ayet diyorum içimden Bakara, gülümsüyorum en içten güneşin hiziplere ayrıldığı bu vakit.
Ben seni bulmak istiyorum..




9 Haziran 2019 Pazar



Etraf beton mezarlıklarla dolu kimse hiç kimsenin garip...

Bilsem ki , sonunda ulaşacağım, inan şu kafamdaki kalabalıklara seslenirdim...
Hiç düşünmeden yalın ayak bir gar'a uğrar sonsuza uğurlardım belki.
Gurbet diye susmazdım
Ne bilim , çıkıp gelmezdim işte bir pazar günü...
Hem bu kadar ıslanmazdım bu yağmurda.
Ne bilim saat 7:05 te bu kadar da korkmazdım yani havlayan köpekten.
Öyle paldır küldür öğleye doğru koşar ayak kuklaların arasına da karışmazdım bi o kadar onlardan uzakken yani.



5 Haziran 2019 Çarşamba




    Güneş tenimi yakarcasına vuruyor bir o kadar telaşımın içinde yok oluyorum ve ben gidiyorum.
Neden bilmiyorum ama her yolculuğumda düşüncelerime Tuncay Akdoğan'ın eşlik etmesini istiyorum. Belkide soluksuz bir hıçkırıkla kıyıya vurdurduğundandır ....




Ve ben , yüzünde dans eden meleklere tekrar vuruldum...



İliklerime kadar hissetiğim bir soğukluğu yaşıyorum günün sonunda.

Etrafın sessizliğini bir öksürük bozuyordu.

Sanki gün boyunca beni beklemiş bir bank vardı.

İkimiz süslüyorduk günün sonunu.

Esen rüzgar fısıltımız oluyordu geceye.

Soğuk damgasını yemiş tenim.

Bu denli esmeye ne hakkı vardı bu dağların demekten alamıyordu kendini.

Bir nebze yaşadığım göstergesimiydi bu ! Hissediyordum üşüdüğümü.

Havayı ciğerlerime doldurabiliyordum.

Dalgın bakışların yönünü değiştiremiyordu bu denli rüzgar.


Ve zamanın ağarmayan sancılı doğuşu,
Yüzüme tüm esmerliğiyle çarptı.
Yıkık dökük odam , eskimiş yüzüm
Birazda ben kadar eskitilmiş muhabbet masam.
seni konuşur oldu.

Buraların soğuk bir tarafı oluveriyor
bazı günler koğuşun bayatlamış çayını alıp ısınıyorum
Pencere ötesini parmaklıklar ötesi yaptım.
Gece yarısı hep bizim oluyor.

Ve zamanın ağarmayan sancılı doğuşunda ,
Cebime sığdıramadığım fotoğrafına şiirler yazıveriyorum bu vakitler.
Bir gülüşün oluyor sonra...
Elim titriyor , 

arada bayat çayımı
üzerime döküyorum , bende gülüyorum.
Her ne kadar çayımda ben kadar eski diyorum.

Deniz eskim.

  

     Sen kaldırımda yansıyan silüetim..

Bir gün yüreğime batan her ne varsa ,

O yasemin kokan sandıktan çıkarıp geleceğim.

Sanki yasemin değilde menekşe mi ?

Bilirsin sen,
Kaç zaman oldu açmıyorum perdeleri

Bilmiyorum kaç gibi yakarlar geceyi

Bir , iki diye bekliyorum.

Göğe bakamıyorum ,

Bakarsam Turgut abi çok mu kızar ?

Ve yağıyor,
Bağrı yanık hisseyatım.
Bir kadın kaç kez bakardı ,

Necip abiden devranlınmış kaldırımdaki,
  yosun tutmuş  buruşmuş yüzüne?

Bir kadın bu kadar severbilir miydi bu yağmuru !

Onu böylesine çirkin göstermişken...
Yoksa Turgut abi kızmışda Göğ ağlamış mıydı?

Yoksa kaldırımların kara sevdalı eşi mi gelmişti ?

Sen bilirsin İstanbul!

Birazda sen anlat,

Mesela memleketim gibi yoksul yüreğini anlat bana...

  Gecelerin kokusu bir başka oluyor . Bu şehirde sokağa bir yankı, bulvarlara yalnızlık düşüyor.  kandırılmış bir İsa gibi, çarmıha geri...